Zamanında buralar hep senatördü, gladyatördü…Roma

İtalya seyahatimiz 12.05.2015 Salı günü İstanbul’dan başladı. Sabiha Gökçen havaalanından saat 11:00 uçağı ile Roma’ya doğru yola çıktık. Ortalama 2,5 saat süren bir yolculuktan sonra Roma Leonardo Da Vinci havaalanına ulaştık. İstanbul Atatürk Havalimanı kadar olmasa da kalabalık ve karışık bir havalimanı olduğu hemen belli oldu. Bir süre tren duraklarını aradıktan sonra, Roma Termini tren istasyonuna ulaşmak üzere ana tren garına ulaştık. Havaalanından Roma Termini tren istasyonuna ulaşmak için gişeden bilet alınabiliyor. Roma Termini istasyonuna gitmek için iki adet tren mevcut 8 € olanı 1 saatte, 14 € olanı yarım saatte ulaşıyor Termini’ye. Aslında İtalya’ya iner inmez çok güzel fotoğrafların çekileceği ve güzel insanlarla tanışılacağı çok belliydi…

Roma Termini istasyonunda indikten sonra metroya geçiş yaptık ve otelimizin çok yakınında olduğu Spagna metro istasyonuna ulaşmak üzere metroya bindik. Metro biletleri de makinadan alınabiliyor ve 1,5 €. Otelimiz, meşhur İspanyol Merdivenleri‘nin bulunduğu meydana çok yakın olan Piazza di Spagna Prestige idi. Otelin sahibesi Giovanna, çok tatlı, samimi ve yardımcı bir kadın. Bir aile işletmesi olan butik bir otel. Lokasyonu çok iyi, temiz ve gayet kullanışlı bir oteldi. Aslında tam da bir otel değil eski bir apartmanın bir odası gibi. Odaya ulaşmak için önce apartmana girmek, sonra daireye girmek ve en son odaya ulaşmak gibi bir yol izliyorsunuz. 3 farklı anahtarınız oluyor. Gayet sempatik ve Roma’lı gibi hissetmenizi sağlıyor. Güzel bir deneyimdi.

Piazza di Spagna Meydanı

İspanyol Merdivenleri // Piazza di Spagna Meydanı

Otele varış yaptığımız gün, zaten yorgunlukla çok ayrıntılı bir gezi yapmadık ama şöyle bir etrafı dolaşmak amaçlı dışarı çıktık. Fakat tabi yolumuzun üzerinde olan Panthenon‘a uğradık. Geçmişi M.Ö 118 yılına uzanan bence Roma’nın en etkileyici yapısı olan Panthenon’da hem biraz soluklandık hem de hikayesini okuyup içerde zaman geçirdik.

Panthenon ve Piazza S. Eustachio Meydanı

Panthenon ve hemen önündeki küçük meydan günün her saati çok hareketli ve kalabalık. Çok şık restoranların ve İtalyanların “Coffee Bar” diye tabir ettikleri, ayaküstü espresso ve kahve içilebilen sevimli mekanların olduğu, çok güzel bir meydan.

Panthenon ve Piazza S. Eustachio Meydanı

Panthenon’da biraz zaman geçirdikten sonra elimizdeki haritaya göre kısa keşf ziyaretlerine başladık. Ertesi gün erkenden gidip bilet için sıraya girmeyi planladığımız yine çok meşhur Colosseum‘a doğru yürümeye başladık. Akşam üstü hava çok güzeldi ve tabi yolculuktan sonra yürümek iyi geldi. Akşamdan bilet alırız diye heveslendik ama tabi gişe kapalıydı. Ertesi gün erken kalkıp sıraya girmeye karar verdik. Tabi akşam üstü harika bir ışıkta güzel fotoğraflar çekmeyi de ihmal etmedik.

Colloseum

Vittoriano

Vittoriano, birleşik İtalya’nın ilk kralı Victor Emmanuel adına 1885 yılında inşa edilmiş. Colleseum’a doğru yürürken dar sokakların sonunda birden karşınıza çıkıyor.

Vittoriano

İkinci güne başlarken amaç Colleseum’un içine girmek, Roman Forum’u gezmek ve akşam kaldığımız otelin sahibi Giovanna’ın önerdiği güzel lokantaların birinde yemek yemekti. İlk olarak Collesium’a doğru önceki akşam yaptığımız yürüyüşü yaptık. Hava bugün daha sıcaktı. Saat 10:00 gibi Colleseum’un bulunduğu meydana vardık. Çok sıra beklemeden içeri girdik. İçerden de çok etkileyici bir yapı ama dışarıdan bakmak daha güzel.

Colleseum

Colleseum’dan çıktıktan sonra Roman Forum bölgesine doğru yürümeye başladık. Hava iyice ısınmaya başladı ve bir de peşine turist otobüslerinin alanlara varması eklenince gerçekten biraz kaotik bir ortam oluşmaya başladı. Bulduğumuz her ağaç gölgesinde biraz oturup dinlenip ve Roma’nın her yanında bulunan çeşmelerden şişelerimizi doldurup bu tarihi alanı gezmeye devam ettik. Roma’da görülmesi gereken önemli alanlardan birisi de bu Roman Forum alanı. Sabah erken Colleseum’a girip öğle saatlerinde bu alan gezilebilir. Ya da akşam üstü daha sakin bir zamanda gezmek de iyi bir fikir olabilir. Öğlen güneş tam tepedeyken gezmek biraz yorucu.

 

Öğleden sonra, gezilmesi gereken yerlerden biri olan Campo de’Fiori (field of flowers)’ye gidelim, öğle yemeğimizi orada yiyelim dedik. Burası eski bir pazar yeri. Burası da tabi biraz turistik olmuş, genelde Hintli, Pakistanlı pazarcılar var ve sattıkları şeylerde hediyelik eşyaya dönüşmüş. Ama yine de bir iki tane pazarın adına uygun çiçekçi bulmak mümkün. Pazarın etrafında yine küçük restoranlar ve coffe barlar var. Biz de öğlen sıcağını burada yemek yiyerek ve biraz mola vererek geçirdik. Elimizdeki harita üzerine Giovanna güzel lokantalar için bazı notlat yazmıştı. Ayrıca klasik İtalyan tipi “İtalyan Tepsi Pizzası” dedikleri dilim pizza satan yerleri de eklemesini istemiştik. Bu ayaküstü dilim pizza satan yerler gerçekten çok lezzetli, pratik ve ucuz bir atıştırma seçeneği sunuyor. Her meydanda bu tarz yerlere de rastlamak mümkün.

Harita ve üzerindeki notlar.

Haritada görünen her nokta yürüyerek gezilebiliyor. Fakat Vatikan’a gitmek için metroyu kullanmak daha doğru. Çünkü zaten Vatikan ve Sistine şapeli çok büyük ve ayrıntılı gezilmesi gereken mekanlar. Bir de oraya kadar yürüyüp yorulmaya gerek yok. Ottoviano Metro durağında indikten sonra Vatikan yürüyerek 10 dakika sürüyor.

Bu günü Vatikan ve çevresini gezmek üzere planladık. Vatikan müzesine metro ile ulaştık. Metro durağından Vatikan bölgesi yürüyerek 10 dk sürüyor. Sabah 10:30 gibi Vatikan müzesine girmek için sıraya girdik. Burada önceden bilet almak (kişi başı 4 € fazla veriyorsunuz internetten alınca) biraz avantaj sağlıyor. Çünkü tur otobüsleri de saat 10:30 gibi geliyor ve önden giriyorlar. Biz içeri girdiğimizde sırada 1,5 saat geçirmiştik neredeyse ve içerisi kalabalıktı. O kalabalık içinde müzede fazla zaman geçirmeden direkt Sistine Chapel‘ine doğru ilerledik. Öncelikle görmek istediğimiz yer orasıydı. Gerçekten beklemeye ve kalabalığa deydi. Michalengelo’nun harika tavan ve duvar süslemelerine uzun uzun baktık.

SONY DSC
Creation of Adam

The Last Judgement

Vatikan gezisi bittikten sonra biraz dinlenmek ve göremediğimiz yerleri de görebilmek amacıyla Vatikan’ın hemen arkasındaki Borgo Pio mahallesine gittik. Bu mahalleyi daha önce Ayhan Sicimoğlu’nun programında görmüş ve çok beğenmiştik. Hatta kendisinin oturduğu sokağa gidip, o mahallenin pizzacı teyzesinde ayaküstü pizza yedik, eski bir coffee barda kahvemizi içtik, trend bir şekilde selfimizi yapıp Ayhan Sicimoğlu’na gönderdik. Çok hoşuna gitmiş olacak ki hemen cevap verdi 🙂

Borgo Pio’da biraz zaman geçirip dinlendikten sonra, tekrar metroya doğru yürüyüp Spanga metro istasyonuna döndük. Odaya gidip biraz dinlendikten sonra önceki gün öğle vakti tam gezemediğimiz, içinde Fontana dei Quattro Fiumi (4 Nehir Çeşmesi) bulunan Piazza Navona meydanına gittik. Çok hareketli ve güzel bir meydandı. Tekrar gittiğimiz iyi oldu. Akşam yemeğini çok uzun tutmadan odaya geçtik, ertesi sabah Floransa’ya yola çıkmak üzere dinlenmeye koyulduk.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s